Benim Hüzünlü Orospularım

Benim Hüzünlü Orospularım

Benim Hüzünlü Orospularım

Merhabalar

Bir ara kitapların klasik serilerine takmış ve Nobel Ödülü almış kitapları okumak istemiştim. O dönemde, yaklaşık yirmiye yakın kitap aldım ve ara ara içlerinden seçip okumaya çalıştım.

İşe gedip gelirken serviste rahat okuyayım ve çantamda çok ağırlık yapmasın diye genelde daha az sayfalı kitapları tercih ettiğimden kitaplıktan seçtiğim kitabım, Benim Hüzünlü Orospularım oldu.

Bu kitabı yorumlayıp, yorumlamama konusunda çok kararsız kaldım ama kurucumuz Şafak, beni yazmaya teşvik etti ve bugünkü yazım yine bir kitap yorumu hakkında olacak.

1982 yılında Nobel Ödülüne layık görülen  Gabriel Garcia Marquez’in Benim Hüzünlü Orospularım kitabı; 90 yaşına gelmiş ve hayatı boyunca hep para karşılığı bir kadınla birlikte olmuş hiç evlenmemiş bir gazeteci.

90. yaş gününde kendisi için hiç el değmemiş bakire bir kızla birlikte olmak ister ve eskiden tanıdığı genelev patroniçesini arar ve isteğini yerine getirmesini bekler.

Hikaye her bir okuyucuya farklı gelebilir. Bende ilk bir kaç sayfayı okuduğumda ön yargılı tutum sergileyerek yazar ne anlatacak diye düşünmedim değil. Böyle bir isteğin bencilce olduğunu düşündüm.

Kitabı okuyup okumama konusunda kararsız kaldım.

Okuduğum kitapları bitirmeden bırakmam. Öylede devam ettim ve kitabı bitirdim.

Aslında anlatılmak istenen doksan yaşına kadar aşkı tatmamış yaşlı bir adamın bağlılık, merhamet, aşk ve sevgi yi tattığı, duygu ve düşüncelerinin anlattığı kısacık bir roman.

Bir hafta sonu elinizde kahveniz ile oturup bir çırpıda okunacak bir eser.

Benim şahsi kanaatim Gabriel Garcia Maequez’in kitaplarını seven okuyucular bunu da sevebilir.

Ben yazarın Kırmızı Pazartesi adlı Romanını okuduktan sonra bu kitabı bana pek bir şey katmadı.

Yinede her canlı yaş kaç olursa olsun bir gün aşkı tadacaktır diyorum ve kitaptan bir kaç güzel cümleyle sizi baş başa bırakıyorum.

İnsanın sonunda başkalarının sandığı gibi biri olmaması imkansız.

Hayatta hiç bir becerisi, parlak hiç bir yanı olmayan, soyu tükenmiş biriyim.

Karşı duvarda bir tablo var. dedim ona “Figurita yapmış, çok sevdiğimiz biriydi, genelevlerin gelmiş geçmiş en iyi dansçısıydı,hem de o kadar iyi kapliydi ki şeytan bile acırdı ona. Uyandığında ilk gördüğün şey olsun diye bunu burada bırakıyorum.

Biliyorsun, Delgadina, şöhret çok şişman bir hanımdır, hiçbirimizle yatmaz, ama uyandığımızda hep yatağın karşısından bize bakmaktadır.
İnsanın üstünü başını, birisi için düzelttiğini, birisi uğruna giyinip kokular süründüğünü, aşk çok geç  öğretmişti bana.

Toplam Ziyaret: 681 ,
Beğen & Paylaş:
Yazıyı nasıl buldunuz?
[Toplam: 1 Ortalama: 5]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Elmas Koçan

Yazar Hakkında

(75 yazısı var )

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...

Web sitesi: http://www.elmaspiriltilari.com