Hadi MUTLU Olalım mı?

 

Ülkenin birinde güzeller güzeli bir kız yaşarmış. Çevre ülkelerin prensleri, delikanlıları o kızı görebilmek onunla evlenebilmek için peşinden koşarlarmış. Ama bu güzel kız hiçbirini beğenmezmiş. Yine onunla aynı kasabada bir delikanlı da onunla evlenmeyi çok istemiş. Onu çok sevmiş ama bizim güzel onu da istememiş. O delikanlı başkasıyla evlenip oralardan göçüp gitmiş. Çoluk çocuğa karışmış ve yıllar sonra kasabaya dönmüş. O güzel kızı çok merak etmiş. Acaba kimseleri beğenmeyen o kız kiminle evlendi diye. Evini göstermişler ona çok güzel bir gül bahçesi içindeymiş evi. Evden bir adam çıkmış, çıkan adam kızdan çok çirkinmiş, üstelik bakımsız, işsiz güçsüz biriymiş….

Delikanlı bu duruma çok şaşırmış. Kimseleri beğenmeyen o güzel kız nasıl olmuş da bu adamla evlenmiş. Kapıyı çalmış ve karşısına çıkan güzelim kıza sormuş bunu. Kız ” Şimdi bu bahçeye gir ve bana en güzel gülü getir ama geri dönmek yok. İşte o en güzel gülü getirdiğinde sana bu sorunun cevabını vereceğim.”demiş.

Delikanlı bahçeye girmiş. Karşısına çok güzel bir sarı gül çıkmış tam koparacakken ileride bir tane parlayan kırmızı gül gül görmüş. Ona yönelirken yeni açacak bir gonca görmüş, onu alacakken başka görmüş. Bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş geri de dönememiş ve son kalan yaprakları dökülmüş, solmaya yüz tutmuş son çiçek kalmış orada. Mecburen onu koparıp kıza götürmüş. Kız çiçeği alınca gülümsemiş.”Şimdi anladın mı neden bu adamla evlendiğimi.”demiş.

İşte hayat da böyle.Tıpkı bir gül bahçesi gibi. Bazen aslında bizi çok mutlu edebilecek insanlar ya da durumların yanından geçip gideriz. Hep daha iyisi vardır diye erteleriz bazı şeyleri. Ama bir bakarız ki zaman geçmiş , ömür bitmiş….

Mutlu olmak için hep bir zaman ya da durumu bekleriz.

-Şu işe girersem çok mutlu olacağım.

-Onunla evlenirsem çok mutlu olacağım.

-Çocuğum olursa çok mutlu olacağım.

-Şu işi halledersem çok mutlu olacağım.

Bunlar yaz yaz bitmez.O iş olur başka bir şey çıkar. Çünkü mutluluğu başkalarında ya da olaylarda aramak aslında kısa süreli bir doyumdur ve tekrar içimizde doğacak olan mutsuzluktur. İçsel huzuru ve mutluluğu olmayanlar içindir bu. Yani içinde bir anksiyete yaşayanlar, işi, eşi, çocuğu, yuvası, güzelliği, parası pulu herşeyi de olsa yine bulur mutlu olabilmek için bekleyecek bir durum. Hep daha güzel gülü koparmaya odaklanır, bahçeyi bitirir.

Hayatımızdaki hiç kimsenin de  bizi mutlu etmek gibi bir misyonu yoktur aslında. Siz mutlu olmak istiyorsanız olabiliyorsunuz. Yoksa etrafınızdaki insanlar sizin için ne yaparsa yapsın, bunu başaramıyorlar yani mutlu edemiyorlar sizi. Mutlaka şikayet edecek bir şey buluyorsunuz. Yani bir annesiniz örneğin, çocuğunuzun sağlıklı olması en büyük mutluluk olmalı değil mi? Ama bakıyorsunuz çocuğu sağlıklı, yürüyebiliyor, konuşabiliyor, kendi yemeğini yiyebiliyor, okula gidebiliyor tek başına ama anne şikayetçi neden???Çünkü sınıfın birincisi değil de üçüncüsü olduğu için, en iyi lise değil de ikinci olana yerleştiği için. Geçen ay İstanbul’da patlayan bir bombada yaşamını yitiren bir kız günlerce aklımdan çıkmadı. İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliğinden bu yıl mezun olmuş bir genç kız. Bu üniversitenin bu bölümüne %1′ e giren öğrenciler girebiliyor ancak. Yani çok başarılı olanlar. Çok yüksek puan alanlar. Bu kız o bölümü başarıyla bitiriyor ve yoldan geçtiği sırada patlayan bir bombayla bu dünyadan göçüp gidiyor. Şimdi onun annesine sorsak neler söyler acaba. Kızım yeter ki yaşasaydı da pazarcı olsaydı, garson olsaydı ya da hiç çalışmasaydı yanı başımda otursaydı, bana bir kez anne deseydi…derdi değil mi? Ve ya eşinize kızdığınız şeyler , beklentiler… Bunlardan önce başkalarından önce siz kendiniz olarak önce kendinizi mutlu edin. Kendinizi sevin, takdir edin. İyi yaptıklarınızı yazın, söyleyin kendinize…Aynanın karşısında kendinize gülümseyin.Bunu yapın.

                                                                                     Aferin sana!!!!!!!!!! 

Ne güzel yemek yapıyorum, iyi bir anneyim, her işin üstesinden geliyorum, hem evde hem işte işleri yolunda yürütebiliyorum, güzelim, bakımlıyım, çocuklarım -arkadaşlarım- ailem beni seviyor, benim çok sevenim var, seviyor ve seviliyorum. Toplumda belli bir yerim var, evim yuvam var, şükürler olsun sevdiklerim sağlıklı …..diye devam edin. Bunları başkasından duymayı beklemeden önce siz kendinize söyleyin. Önce siz kendinize değer verin işte o zaman insanlar da size değer verecektir.

Mutluluk bizde , içimizde….

Bunu tercih ederiz. İstersek oluruz. Başkası bize vermez. Dalga sesini dinlemek, karlarda yürümek, bir fincan salep, çıtırdayan bir şömine, kızınızın anne demesi, radyoda çıkan bir şarkı, bahçedeki yaprakları temizlemek, çiçekleri koklamak daha neler neler neler yeter ki iste mutlu olmak için o kadar  çok sebep var ki görmek isteyene…. Yeter ki isteyin. Mutlu olmayı tercih edin. Güne öyle başlayın. Bunu sabah kalktığınızda deneyin. Yüzünüzü yıkarken göz kırpın kendinize ve söyleyin ”Ben bugün mutlu olmayı tercih ediyorum.” Gününüzün nasıl farklı geçtiğini göreceksiniz.

Sevgi ve selamla mutlu günlere:)

Toplam Ziyaret: 1928 ,
Beğen & Paylaş:
Yazıyı nasıl buldunuz?
[Toplam: 2 Ortalama: 4.5]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Pınar Duygu Erdoğan

Yazar Hakkında

(8 yazısı var )

Merhaba herkese selam olsun... Bir tanıtıcı yazı için aslında çok şey var yazacak ama bunları zaten paylaştığım yazılarımda bulacaksınız yani görünmeyen , bilinmeyenleri... Şimdi sadece toplumun beni nasıl bildiğini yazacağım buraya. Ben Pınarım Duygulu bir Pınar. Bir çocuk annesi bir kız çocuk annesiyim.Ve bir sürü çocuğun da ikinci annesi yani bir öğretmenim. Sınıf Öğretmeni. Yaklaşık iki yıldır da idareciyim. Bir süredir de bekar bir kadınım. Kısa bir süredir de bir blog yazarı. Güzel İzmirden vazgecemeyenlerdenim. Aslında Akdenizli Hataylıyım. İşte bu benim .... Yani dışarıdan bakınca görünen buyum.Geri kalan ise yazilarda olacak. Artık buradayım ve sizlerle buluşuyorum

Web sitesi: http://www.duygunundurumlari.blogspot.com