Hiç rüyalarınızın günlüğünü tutmuş muydunuz?

Size önereceğim bir kitap var ama önce bu kitabın aklıma getirdiklerini paylaşmak istiyorum.

80’li yılları özel kılan birkaç şey say deseler, biri kesinlikle Ferhan Şensoy’un Varsayalım İsmail dizisi olurdu. Rüya ile gerçeği birlikte yaşayan İsmail’in hikâyesi. Rüyasında borç aldığı adamın uyandıktan sonra gelip alacağını istediği zihin açıcı sahneleri vardı 🙂 Hem marjinal bir komedi dizisi hem de gerçeküstü (sürrealist) bir sanat eseri. Peki, bu akıldışı bir uydurma olduğu anlamına da geliyor mu?

Gerçeküstücü bir Fransız sanatçı “Hayır, tam tersine asıl gerçek budur.” diyor. “Gerçeküstü bir uydurma veya hezeyan değil, gerçeğin ta kendisidir. Çünkü ortaya konan şey akla, mantığa veya başka bir referansa tabi tutularak üzerinde oynanmamıştır.” Yani, gerçeğin filtre edilmemiş saf hâli denilebilir. Bu sanat akımının bazı temsilcileri ‘en’ gerçeğe ulaşmak için hipnoz altında, rüyada veya başka psişik yöntemlerle eserler bile vermişler! Bir anlamda, beşeri varlığımızın üzerimizdeki ağırlığı azaltıldığında ulaşabileceğimizi söyledikleri ‘gerçek’ bizi keşfetmeye çalışmışlar. İlginç!

Örneğin, IMDb’ye bakarsanız Başlangıç (Inception, Leonardo DiCaprio), Deja Vu (Deja Vu, Denzel Washington), Kader Ajanları (The Adjustment Bureau, Matt Damon) ve Dövüş Kulübü (Fight Club, Edward Norton) gibi hayatı rüyalar ve hayallerle bir anlatan filmlerin tümü fantastik / bilim kurgu olarak sınıflandırılmıştır. Fakat aynı temalar inanç ve felsefe motifleri kullanılarak bir kitapta anlatılsa, evrenin sırları olarak da algılanabilir…

Hangi inançtan olursa olsun bu konulara meraklı insanların karşılaşacağı sözlerden birisi şudur: ‘İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.’ Acaba hayat bize gösterilen bir rüyadan ibaret de, ölünce gerçeğe mi dönüyoruz? O zaman yatağımızda uyurken gördüğümüz rüya ne oluyor? Rüya içinde rüya mı görüyoruz?

Şöyle bir sorum var: Eğer gündüz yaşadığımız hayat zaten bir rüya ise ve gece yattığımızda da rüya görüyorsak mesela, günlük tutan birisi aslında gündüz yaşadıklarının mı kaydını tutmalı, yoksa gece rüyasında gördüklerinin mi? Hangisi bizi daha çok anlatır?

Belki de ‘gündüz’ rüyası ile ‘gece’ rüyası tıpkı bir günün gündüz ve geceden oluşması gibi bir bütünü oluşturuyorlardır. O zaman ‘gece’ rüyalarını ihmâl edenler hayatlarının yarısını görmezden gelmiş oluyor. Hem de daha zengin ve bize karşı daha cömert olan yarısını.

Anlaşılan o ki, bir insan kendisini tanımak ve hayatı keşfetmek istiyorsa rüyalarını önemsemeli. Ve bunu kerameti kendinden menkul kişi veya kitaplara bırakmamalı. Şiir için şöyle denmiş: “Şiir hiçbir dile çevrilemez, hatta yazılmış göründüğü dile bile.” Bence rüyalar için de böyle söylenmeliydi. Rüyalar başkasına asla tam olarak anlatamayacağın, başkasının tabir edemeyeceği sana özel anlar.

Ve kitaba gelelim. Adı Rüya ve Hayal Günlüğü, yazarı Figen Midilli. İlk duyduğumda gerçekten birisinin rüyalarını ve hayallerini okuyacağımı zannetmiştim. Elime alınca gördüm ki, hakikaten bir günlükmüş, yalnız içini sizin doldurmanız gerekiyor 🙂 Nasıl ki gündüz yapacağınız işler için ajandalar varsa, bu kitap da gece gördüğünüz rüyalar için bir ajanda. Rüyalarınızı en iyi nasıl not edebileceğiniz ve anlamlandırabileceğiniz düşünülerek hazırlanmış. İçi sözde bilimsel açıklamalar veya uyduruk rüya tabirleriyle dolu değil. Sayfaların arasında insanda güzel çağrışımlar yapan kısa yazılar, ilham veren şiirler ve manilerle karşılaşıyorsunuz. İnsanı yormadan ve aklını karıştırmadan rüyalarıyla baş başa bırakıyor. Derler ya her insan biraz kendisinin doktoru olacak; aslında her konuda böyle, kendi rüyalarını da kendin çözeceksin. Dedektif gibi değilse de belki, uyanınca unutmadan günlüğüne not edip takipte (!) kalmak, farkında olmak iyi fikir. O nedenle bu kitap herkesin hem kendisi için hem de başkaları için alabileceği güzel bir hediye olabilir. Rüyalarda buluşmak üzere!

Toplam Ziyaret: 7423 ,
Beğen & Paylaş:
Yazıyı nasıl buldunuz?
[Toplam: 5 Ortalama: 4.2]

Yazı ile ilgili 2 yorum “”

  1. Bazen rüyalarımda hayatını kaybetmiş sevdiklerimi görürüm. Bunları mutlaka telefonda not defterime kaydediyorum. Uyanır uyanmaz yazmakta fayda var çünkü ilk 10 dakika sonunda insanlar gördükleri rüyaların %90 gibi ciddi bir kısmını unutuyor.

    1. Paylaştığınız için teşekkürler. Doğru, bir noktadan sonra insan hatırlamadığı kısımları kendi kurgulayıp eklemeye de başlayabiliyor. Sonra işler karışıyor 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Serkan Bolat

Yazar Hakkında

(2 yazısı var )

Web sitesi: