New York; Dünyanın Lezzet Başkenti

Dünya mutfakları üzerine yazmayı planlarken, aklımda her sayımızda başka bir ülkeye yer vermek vardı aslında. O kadar zengin ve uçsuz bucaksiz bir konu ki dünya mutfakları, nereden başlamam gerektiğini bilemedim. “New York Restoran Haftası”nı kutladığımız bu günlerde adını dahi duymadığımız ülkeler de dahil olmak üzere dünya mutfaklarından 200 civarı etnik mutfağı temsil eden 45.681 adet yeme-içme üzerine işletmeyi barındıran New York şehrinden yazmaya başlamak geldi içimden. Yıllardır burada yaşamış olmanın verdiği özgüvenle başarılı bir yazı çıkartacağımı düşünerek başladım yazmaya ve keyifle yazdım. Umarım sizler de keyifle okursunuz

 

Amerika Birleşik Devletleri’nin en kalabalık şehirlerinden biri olan New York şehri dünyanın kültür ve sanat başkenti olarak anılır. Benim görüşüme göre yemek ve mutfak sanatları kültürün ve sanatın ayrılmaz bir parçası.  Ama yine de özele inip New York şehri için “Dünya Lezzetlerinin Başkenti” demek yanlış olmaz. Her damak tadına, her etnik kökene, her keseye uygun bir yer bulmak o kadar kolay ki. Herhangi bir cadde boyunda yürürken peşpeşe Fransız, İtalyan, Peru, Etyopya, Arjantin, Senegal, Pakistan, aklınıza gelebilecek herhangi bir ülkeye veya etnik kökene ait restoran görmeniz sözkonusu. New York şehrinde semt isimlerine bakıldığı zaman bile etnik çeşitliligi görmek ve hissetmek mümkün. New York’un merkezi olan Manhattan’da şehrin orta yerinde 315 hektarlık bir alanı kaplayan Central Park’ın güneyine inildiğinde sosyal hayatın hareketli merkezi “Downtown” bölgesinde “Chinatown”, “Koreatown”, “Little ìtaly” gibi semt isimlerine rastlamak mümkün. Ve o semtlerde hala o kültürlerin yasadigini görmek ve geleneksel tatlari bulmak sözkonusu.

Yemek yemeyi seven ve değisik tadları tecrübe etmek isteyen insanlar için uçsuz bucaksız bir vaha New York sokakları. Farklı kültürlerin lezzetlerini o ülkelere gitmeden de tecrübe edebileceginiz bir şehir. Ama tabiki bir maliyeti var. Şunu da belirteyim, New York aynı zamanda dünyanin en pahalı şehirlerinden birisi. Tam da bu noktada “New York Restoran Haftası”na değinmem gerek sanırım. Biri kış, diğeri yaz aylarında olmak üzere her sene iki defa tekrarlanan “New York Restoran Haftası” farklı lezzetleri deneyimlemek isteyenlere uygun fiyatlarla fix menü opsiyonu sunan bir etkinlik. Yaklaşık 400 civarı restoranın yemekseverlere kapılarını açtığı bu haftada müşterilere üç çesit yemekten olusan fix menü sunuluyor. Öğlen yemegi icin 29$, akşam yemeği icin 42$ karşılığında seçmis oldugunuz restoranın lezzetlerini deneyimlemeniz mümkün. Ortalama fiyatlari olan bir restoranda seçeceginiz yemeğe göre sadece ana yemek için 30-40$ civarı bir ücret ödeyeceğinizi, başlangıcı, ana yemeği, tatlısı ve içeceği ile kişi başı en az 100$ civarı hesap ödeyeceginizi düşündüğünüzde fix menu için sunulan fiyat gayet makul. Ortalama iki hafta süren restoran haftasında birkaç restoran denenebilir. Hatta New York şehrini gezmeye gelecekler için tatil planlarını bu tarihleri baz alarak yapmalarini öneririm. New York şehrine gezmek için geldiyseniz şehrin etnik çesitliliğinden istifade edebilmek adına farklı kültürlere ait restoranları tecrübe etmek gerekir diye düşünüyorum. Dolaşırken çat kapı gireceğiniz restoranlarda rahatlıkla yer bulabileceğiniz gibi gününe, saatine, popülaritesine göre  bazı mekanlara en az birkaç gün öncesinden rezervasyon yaptırmak gerekebilir.

Hangi semtlerde hangi etnik kültürlerin ağırlıklı yaşadığına, ne tür restorantlar bulunabilecegine gelince;

Manhattan’dan, kuzeyden güneye doğru başlayacak olursak Central Park’ın kuzeyinde parkın kuzeybatısı Afrika kökenli siyahi Amerikalıların ağırlıklı  olarak yaşadığı “Harlem” semti, kuzey doğusu ise Latin Amerikalıların ağırlıklı olarak yaşadığı “Spanish Harlem” semti. Buralar jazz müziginin doğduğu yerler, Harlem’de “African American” olarak adlandırılan Siyahi Amerikalılar, Latin Amerikalılar ve Bati Afrikalılar ağırlıklı yaşamakta. “Spanish Harlem” olarak anılan Doğu Harlem’de de çoğunlukla Dominik, Portoriko ve Meksika kökenlilere rastlamak mümkün.

Turist olarak gelecek olanlara güvenlik nedeniyle Harlem’in doğu taraflarını tercih etmemelerini önereceğim. Harlem’in batısında, “Morningside Parkı” civarlarında çok keyifli mekanlar bulmak söz konusu. Morning Side bölgesinde meşhur “Columbia Üniversitesi” sayesinde Harlem’in batı tarafı, doğu tarafına kıyasla daha derli toplu, temiz ve güvenli. Meksika yemekleri ve keyifli Jaz barlar bulmak icin buralara bakılabilir. Central Park’in her iki tarafı da, yani Upper West Side ve Upper East Side olarak adlandırılan şehrin doğu ve batı yakaları şehrin en gözde, en temiz, en düzenli yaşam alanları. Buralarda bazı caddeler diğerlerinden daha popüler de olsalar bu semtlerin her ikisinde de gönül rahatlığıyla gezinebilir, ilgi çekici, merak uyandırıcı mekanlara rastlayabilirsiniz.

Turist olarak gelecekseniz Batı yakasında Lincoln Square ve Columbus Circle hareketli bölgeler. Bati yakasi boyunca Broadway ve Amsterdam caddelerinde bolca café, restoran, yeme içme mekanlarına rastlayacaksınız. Doğu yakasında ise Metropolitan Müzesi, Guggenheim Müzesi, Carnegie Hall görülmesi gereken yerler ve bu çevrelerde bol miktarda damak tadınıza uygun zarif ama pahalı yerler bulabilirsiniz.

Central Park’in hemen güneyi, Midtown olarak anılan bölge iş çevrelerinin merkezi niteliğinde. Times Square, Grand Central Tren Ístasyonu ve Birleşmiş Milletler binası, meşhur Crysler ve Empire State binaları, konsolosluklar bu bölgelerde yer almakta. Buralarda Amerikan Fast Food kültürünü tam anlamıyla görebilirsiniz. Fastfood sadece hotdog ve hamburgerle sinirli değil, insanların ofislerine giderken ayaküstü yiyecek alışverişlerini yaptıkları “Deli” denilen dükkanlar var. Karton veya plastik ambalajlarda çorba, salata, çay, kahve, aklınıza gelebilecek sağlıklı veya sağlıksız her türlü gıdayı bulabilirsiniz. Bizim kültürümüze cok ters bir şekilde yolda, sokakta, trende, otobüste yemek yiyen insanlari göreceğiniz, hayatın cok hızlı aktığı yerler buralar. Çok zarif restoranlar da var buralarda tabi ki, iş yemeklerinin yenildiği, iş çıkışı iki tek atılan türden mekanlar. Ama genel yapı hızlı ve paket yemek üzerine kurulu buralarda. Bana göre Midtown bölgesinin en renkli mekani Grand Central tren istasyonu. 1871 yılında inşa edilmiş bu görkemli bina 1901 yılında tadil edilmiş ve genişletilmiş, bugün bünyesindeki renkli pazar yeri haricinde 68 mağaza, 35 kafe ve restoranı ile hergün binlerce insan tarafından ziyaret ediliyor.

Aslında şehrin keyifli yeme içme mekanları biraz daha güneyde başlıyor. Eskiden “Meat Packing Distict” olarak anılan, kasapların ve mezbahaların yeraldığı Chelsea semti şu anda şehrin en lüks yeme, içme ve eğlence mekanlarına ev sahipliği yapıyor. Zamanında bisküvi fabrikası olarak faaliyet göstermiş olan binada bugün her yıl ortalama 6 milyon kişi tarafından ziyaret edilen, içerisinde baharatçısından balıkçısına, fırınından dondurmacısına kadar 55 mağaza, kafe ve restona ev sahipligi yapan Chelsea Market yer alıyor. Haftanın yedi günü açık olan bu mekanda, sabahtan girip akşama kadar hiç sıkılmadan ve tabi aç kalmadan zaman geçirebilirsiniz. Yeme-içme konusunda etnik çeşitliliği görebileceğiniz en doğru adres bana göre Chelsea Market. Projesine 2009 yılında başlanmış, 2015 yılında açılışı yapılmış son birkaç yılın en ilginç ve gözde projelerinden eski tren raylarının başarılı bir peysaj çalışması ile yeniden yaşama kazandırılması ile ortaya çıkan parklarından “High Line Park” da Chelsea Market’in hemen yanıbaşında ‘görülmesi gerekenler’ listenizde olması gereken yerlerden biri. 

Biraz daha güneyde Manhattan’in doğusundan batısına doğru uzanan Houston Caddesi’nin güneyi South of Houston” in kısaltılması SOHO, sanat galerilerinin, pahalı mağazaların, ünlü tasarımcıların showroomlarının mekani. Burada da Türk restoranı da dahil etnik mutfaklarin en güzel ve kaliteli örneklerine rastlamak mümkün. Bana göre etnik semtlerin en korunmuşu ve lezzet avcıları için en keyifli semtler ise dizi dizi Ítalyan restoranlarını bulacağınız “Greenwich Village”, “Little Italy”, meşhur Korean BBQ (Kore Barbekusu) restoranları ile Koreatown ve hala geleneksel Çin yılbaşı törenlerine ev sahipliği yapan, bol miktarda Çin ve Vietnam mutfağının örneklerine rastlayacağınız  “Chinatown”. Manhattan’in en uç güney noktası, turistlerin en cok rağbet gösterdiği yıkılan ikiz kuleleri anmak adına yapılmış olan “One World Trade Center” ve New York borsasının kalbinin attığı meşhur “Wallsteet” Midtown bölgesinin diger bir benzeri. Etnik karakterden yoksun bol miktarda irili ufakli yeme içme yerleri bulmak mumkun.

Etnik damak tadı ile alakası olmamasına rağmen şehri gezerken ilginizi çekecek diğer yerler de parklar ve meydanlar. Şehrin kalabalığından kaçıp hayata kısacık bir kahve molası verebilmek, şehrin çıldırtıcı gürültüsüne ve siren seslerine kulaklarınızı birkaç dakika dahi olsa kapatabilmek…

Central Park şehir için bulunmaz bir nimet, içerisinde gölleri, göletleri, küçük nehirleri ve şelaleleri ile minik kafelerden seyyar arabalardaki atıştıralıklara kadar çimenlere yayılıp kendinize piknik modunda ziyafet çekebileceğiniz muhteşem bir park. Onun dışında Midtown’da unutulmaması gereken yerlerden biri Noel zamani ışıl ışıl pazar yeri ile Bryant Park. Parkın bünyesindeki kafeler ve restoranlar park konseptinin bana göre en güzel örneklerinden. New York Üniversitesinin yanıbaşındaki Washington Square Park, içerisinde kafe veya restoran olmasa da çevredeki  kafelerden alacagınız kahvenin tadını çıkartmak isteyeceğiniz bir atmosferi var. Türkiye’deki pazarlarımız kadar renkli olmasa da pazartesi günleri Union Square Pazari da görülmeye değer.

New York işte böyle bir şehir. Her ne kadar müzeleri, sanat galerileri, Broadway kabareleri ile dünyanin kültür başkenti olarak anılsa da bana göre barındırdığı etnik ceşitliliği ile dünyanın lezzet başkenti. Karnımızı doyurmanın yanısıra ruhumuzu ve gözümüzü de doyurmak icin soframıza koyduğumuz tabaklarımızı bir sanat eseri edası ile hazırladığımız bu yüzyılda New York bu güzelliklerin envayi çeşidini bizlere sunan bir vaha.

 

Bekleriz efendim…

Yazıyı nasıl buldunuz?
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

Toplam Ziyaret: 1030 ,
Beğen & Paylaş:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Berna Donmezer O’Donovan

Yazar Hakkında

(7 yazısı var )

Deniz Subayi olarak, karada ve denizde, 16 yil milli gorev ve tatbikatlerin yanisira, NATO, BM ve diger cokuluslu tatbikat ve gorevler icra ettikten sonra genc yasta emekli olup esimin gorevi geregi yasamakta oldugu New York sehrinde kendisine katildim. Halihazirda yari zamanli olarak Turkiye’de ve ABD’de yasamaktayim. New York’ta gectigimiz aylarda kurulusu gerceklestirilmis olan PRUSA kultur , sanat ve egitim vakfinin baskan yardimcisiyim. (http://www.prusaartfoundationusa.org/) Es zamanli olarak da Akdeniz mutfagi uzerine bireysel bazda ve hizmet ve restoran sektorune yonelik egitim ve danismanlik faaliyetleri yurutmekteyim (www.cucinaberna.com) ve insanlari yemek pisirmeye tesvik edeci kolay tariflerimi paylastigim ve duzenli araliklarla yazdigim bir yemek blogum var. (odonovankitchen.blogspot.com)

GASTRONOMI UZERINE
Sebze, meyve balik ve etin en guzelinin merkezi olan canim Akdeniz’in kiyisinda dogmus ve yetismis olmanin bir sonucu olsa gerek guzel yemek ve iyi sarap hayatimin herzaman vazgecilmezleri arasinda olmustur. Deniz Harp Okulunda ogrencilik yillarimda ilk kez denizden gittigim ve asik oldugum, tarihte, sarap, zeytinyagi ve seramigin en buyuk merkezlerinden biri olan Canakkale’ye bagli, felsefenin en buyuk ogretilerinin merkezi, Aristo’nun ilk felsefe okulu Akademos’a ev sahipligi yapmis olan sade ve duru guzellik Assos’ta 2011 yilinda kendi yerimizi edinmemiz ve evimizi yapmamiz ile baslayan sureci organik sebze, zeytinyagi ve kucuk capta sarap uretimi takip etti. Canakkale’de seramik egitimime baslamam da bu surece denk gelmistir. Yemek uzerine olan herseyin en iyisini uretme ve tuketme duygusu, bu konuyu profesyonel asamaya tasima konusunda etkin olmus, Nisan 2016’da mezun oldugum Italya’nin guneyinde, Calabria’da, Italayan Yemek Akademisinin Italyan Mutfagi ve Sarap Master programina gitmemi saglamistir. Bu uygulamali programin kapsaminda profesyonel pisirme teknikleri, basta makarna ve pizza olmak uzere Italyan mutfagi, ekmek, artisan ekmek, patiseri, tatli, gelato, peynir yapimi, et ve deniz urunlerini isleme, konserve, tursu, urun isleme ve saklama teknikleri ve sommeliye yani sarap egitimi var.
Italya’daki egitimim oncesinde 2008’de Istanbul Kayra Sarap Akademisinde temel sarap egitimi ve ondan sonraki yillarda basta Murefte ve Bozcaada saraplari olmak uzere Turk saraplari hakkinda arastirma ve calismalarim, 2014 yilinda Guney Afrika’da yasadigimiz bir yillik sure icerisinde Western Cape bolgesinde, ozellikle Stellenbosch ve Franschoek’ta Guney Afrika saraplari ve Method Cap Classique diye adlandirdiklari kopuklu saraplari, New York’ta yasadigim periyotta, 2015 yilinda Californiya Central Coast bolgesinde Edna Vadisi, kuzey Kaliforniya’da da Russian River Vadisi, Napa ve Sonoma Vadilerinde Kaliforniya sarabini inceleme firsatim oldu. 2016 yilinda Italya’da Italyan yemek akademisinin mufredatindaki sarap egitiminin haricinde Italya’da Campania, Puglia, Lazio, Toscana ve Umbria, Calabria ve Sicilya’da Italyan sarabinin ureltildigi merkezlerde detayli inceleme ve arastirmalarim oldu. Son olarak da Eylul 2016’da Arjantin’in sarap uretiminin %75’inin gerceklestigi Mendoza’da Arjantantin terroirelari ve saraplari hakkinda egitim aldim ve egitim kapsaminda Mendoza’da ve Uco Valley’de baglari ve sarap uretim tesislerini yerinde inceleme firsatim oldu.

Web sitesi: https://www.facebook.com/cucinaberna