Toplu Taşıma Ulaşım Sorunları

İstanbul trafiğini, İstanbullular çok iyi bilir.

Hele de metrobüs kullanmak zorunda kaldıysanız, her türlü sıkıntıyı çekiyorsunuz demektir.

Ben bu yazımda size metrobüs ve metroda yaşanan sıkıntılardan biraz bahsetmek istiyorum.

Özel hayatımda hızlıca bir yere gitmek istediğimde genelde metro ve metrobüsü tercih etmekteyim. Trafiğe takılmadan varmak istediğim yere toplu taşıma olarak ilk tercihim metro, ikincis ise metrobüs.

Genelde hafta sonları tercih ettiğim toplu taşıma araçları artık, iş değişikliği yaptığımdan dolayı her gün tercihim haline geldi.

Daha önceleri  işe servisle giderken, şimdilerde servis güzergahına varabilmek için servise binmeden önce mutlaka metro ve metrobüs kullanmak zorunda kalıyorum.

Sabahları az olsa da akşamları kullandığım toplu taşıma araçlarında çok büyük sıkıntılar yaşıyorum.

Hemen hemen her gün canımı sıkacak bir maceram var.

Yaşanmış ve benim gibi yaşamış olan bir çok yolcuya ön ayak olmak isteyip bunları anlatmaya yeltendim.

İlk önce bir bayan ve anne olarak yaşadıklarımdan bahsetmek istiyorum.

Çocuğumla metrobüse binmek istemiyorum çünkü; oğlum yanımda dışarı çıktığımda mutlaka sırtımda bir sırt çantası, elimde bir kaç poşet olabiliyor. Metrobüsler o kadar kalabalık oluyor ki ben oğlumu kucağıma almak zorunda kalıyorum. Tek başıma yolculuk ettiğimde biri kalksın bana yer versin diye beklemeyen ben, Berke yanımdayken oturmak istiyorum. Ben bir yerlere düzgün tutunamamış, ayakta durmaya zorlanırken, oğlumu nasıl ayakta tutup, ineceğimiz durağı bekleyeyim. Buna örnek olarak;bir kaç ay önce yaşadığım bir olayı size anlatmak istiyorum.

Pazar günü akşam beş sıralarında Halıcıoğlu’ndan bindim ve iki durak gidip Edirnekapı’da ineceğim. Tıklım tıklım olmuş metrobüste ayaktayım. Yine sırtımda sırt çantam, elimde Berke’nin oyuncağı ve kucağımda tuttuğum Berke var.

Bir sonraki durakta orta kapı açıldığında kapı ile orta demir arasına sıkıştım. Sırtımın ortası kapıya, göğüs kafesim ise orta demire dayandı. Deli gibi bağırıyorum kapıyı kapatın diye şöför duymuyor. Nasıl duysun ki, o kadar kalabalık ki metrobüsün içi. O halde Berkeyi kucağımdan bırakmamışım. bağırmamla herkesi korktum en çok da oğlumu. O gün kaburgalarımdan biri kırılmadı diye şükrettim. Allah korumuş beni. O günden sonra ne zaman Berke ile metrobüse binmeye kalksam oğlum aynı olayı anlatıyor bana ve anne dikkat et diyor. Berke ile yaşadığımız kötü anlarımızdan biri bu .

O kadar duyarsız olmuşuz ki. Ne hamileye ne yaşlıya nede çocuklu kadına veya erkeğe yer veriyoruz. Ben ne zaman hamile bir kadın görsem hemen kalkıp yer veriyorum. Çünkü hamile ilen çok ayakta yolculuk yaptığım için, ne kadar yorucu olduğunu biliyorum. Hele yaşlılar olduğu zaman, daha hassas oluyor kendi annemin ayakta yolculuk yaparken çektiği bel ağrısını düşünüyorum.

Yer vermemek için uyuma moduna geçen, gözünün ucu ile ortalığı kesen yolcuları çok kınıyorum.

Sizde bir gün aynı durumla karşı karşı kaldığınızda ne demek olduğunu anlayabileceğinizi sanıyorum.

Eğer ben ayakta çocuğum ile duruyorsam, birisi gelsin benim kucağıma otursun diye çocuğumu isterse o kişiye güvenmediğimden ve korktuğumdan çocuğumu veremiyorum.

Bu da başkalarına güvenememe ayıbı bence. Bu güvensizlik ister istemez, beni bu düşüncelere sevk ediyor ve tedirgin oluyorum.

Toplum olarak güvensiz, duyarsız ve saygısız olmuşuz. Maalesef acı gerçeğimiz bu.

Toplu Taşıma - Metrobüs Durakları
Toplu Taşıma – Metrobüs Durakları

Bir başka detay, eve gidiş saatlerinde yaşanan metrobüse binme çabaları. Akşamları o kadar çok insan evine gitmeye çalışırken arka arkaya gelen metrobüs full dolu oluyor. Araca binmek ayrı dert, inmek apayrı.

Araçlara bindiğinizde o kadar sıkışıyorsunuz ki, artık nerenizi koruyacak, nereye tutunacaksınız.? Balık istifi olmuş, birbirine yapışıp kalmış ikizler gibi seyahat ediyorsunuz.

Kadın olmanın bir zorluğu da metrobüste başınıza her an gelebilecek taciz olayları. Ben kendimi koruyamıyorum maalesef. Başkalarına temas ederek, onların nefesini hissederek ayakta birbirine yapışarak gitmek çok rahatsız edici.

Bir diğeri ise biz yolcular o kadar anlayışsız ki ne inerken nede binerken birbirimize saygı gösteriyor. Sanki başka metrobüs yok, sanki orada mahsur kaldık ve binemeyeceğiz. Hep bir acele, hep bir telaş içerisindeyiz.

Müsade istediğiniz halde sanki savaştan çıkarmış gibi araçtan inmeye çalışıyorsunuz.

Metrobüs karmaşasının içinde hapsolup kalmış, inince de özgürlüğünüze kavuşmuş gibisiniz.

Geçen hafta yine bir macera içinde buldum kendimi. Edirnekapı metrobüs durağının durak başlangıç noktasında indim ve merdivenlere doğru yürüyorum. Uzunca bir kuyruk yukarı çıkmak için beklerken, bir o kadar da uzunca bir kuyruk aşağıya inmek için bekliyor. Neden o denli kuyruk oluşmuş kimse bilmiyor. Metrobüsten  inip yukarı çıkmak da tam tamına on dakika sürdü.

Nasıl bir ulaşım sistemi bu artık sorarım size.

Eziyet değil de nedir? İşten çıkıp eve toplu taşıma ile gitmek, tüm gün iş yerinde yorulmak kadar yorucu.

O gün bu kadar sıkıntı ve stres üzerine birde aktarma olarak bindiğim metronun klimalarının çalışmaması, o kadar insanın nefes ve ten kokusu beni benden aldı götürdü.

Sıcaklar bu denli kendini gösterirken, bir de kullandığınız araçların havasız ve klimasız olması, biz insanların ten temizliğimize özen göstermemesi, yolda harcadığımız zamanı çekilmez kılıyor.

Ben bu kadar olumsuz olaya katlanamıyorum.

Ben, araçların içindeki kokulardan çok rahatsız olup, gideceğim yere varamadan çok araçtan inmiş birisiyim.

O gün hemen 153‘ü arayıp şikayette bulundum. Değişiklik ne derece olur, artık tartışma konusu.

Toplu taşıma kültürünün, bizde çok da düzgün olmadığını ve araçların da çok dezenfekte edildiğini ve temizlendiğini düşünmüyorum.

Çok olumsuz detaylardan bahsettim belki ama, benim gibi düşünen çok da yolcu olduğu kanısındayım.

Büyükşehir çalışıyor deniliyor. Daha çok çalışmalı. Bizlerin işe ve eve gidiş, geliş saatlerimizi daha rahat geçirebilmemizi sağlamalı.

Metrobüsün tek avantajı trafiğe takılmadan kendi yolunda hızlı şekilde ilerlemesi.

Buradan belediyeye sesleniyorum. Popüler semtlerde en iyi metrolarınız varken, biraz daha kenar semtlerinizdeki metrolara el atsanız da onlarda yenilense.  Neden o kadar eski metrolar halen kullanılmakta?

Metro
Metro

T4 metrolarınızı biraz daha iyileştirmenizi talep ediyorum.

Olumsuz bir yazı yazdım. Kusura bakmayın.

Beni okuduğunuz için teşekkürler.

Sizinde benim gibi maceralarınız varsa, yorum olarak bırakırsanız sevinirim.

Yeniden görüşmek üzere.

Toplam Ziyaret: 185 ,
Beğen & Paylaş:
Yazıyı nasıl buldunuz?
[Toplam: 0 Ortalama: 0]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir



Elmas Koçan

Yazar Hakkında

(90 yazısı var )

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...

Web sitesi: http://www.elmaspiriltilari.com